Deneme
Kampüsün en hareketli olduğu, sonbahar yapraklarının rüzgârda dans ettiği o öğleden sonra, her şey rasyonel ve sakin ilerliyordu ta ki Betül kütüphanenin sessizliğini kafasındaki rengârenk perukla bozana kadar. Çağlar, masasında önündeki kalın sosyoloji kitabına gömülmüş, notlar çıkarırken aniden masasının üzerinde beliren mini boy bir plastik flamingoyla irkildi. Başını kaldırdığında, gözleriyle çevresine neşe saçan Betül’ün o deli dolu gülümsemesiyle karşılaştı. Betül, durduğu yerde duramayan, her anı bir macera, her sokağı bir oyun alanı olarak gören türden çılgın bir ruhtu. Çağlar ise tam anlamıyla onun zıddı; planlı, sakin, hayatı adımlarla ve kurallarla yaşayan sempatik ama temkinli bir gençti.
"Bu kitaplar ruhunu kurutuyor Çağlar," dedi Betül, ellerini masaya dayayıp hafifçe öne eğilerek. "Dışarıda hayat akıyor, gökyüzü turuncunun en güzel tonunda ve biz burada kağıt yığınları arasında boğuluyoruz. Hadi, geliyorum seninle!"
Çağlar, içten içe bu çılgınlığa hayran olsa da her zamanki temkinli yapısıyla direnmeye çalıştı. "Betül, yarınki vize sınavını unuttun galiba? Çalışmam gerekiyor," diye mırıldandı. Ancak Betül’ün o kararlı ve muzip bakışları karşısında direnmek imkânsızdı. Betül, Çağlar’ın kolundan tutup onu sandalyeden kaldırdığı gibi kütüphaneden dışarı çıkardı. O an, Çağlar için hayatın ders kitaplarından çok daha fazlası olduğunu hatırlatan bir dönüm noktası oldu.
Şehrin en yüksek tepesine doğru koştular. Betül yolda sürekli gülüyor, bazen durup havaya zıplıyor, Çağlar ise onun bu enerjisine ayak uydurmaya çalışırken gülmeden edemiyordu. Tepeye vardıklarında güneş batmak üzereydi. Gökyüzü mor, kırmızı ve altın sarısı renklerle kaplanmıştı. İkisi de nefes nefese kalmış, çimlerin üzerine sırt üstü uzanmışlardı.
Yan yana uzanırken aralarındaki sessizliği sadece rüzgârın sesi bozuyordu. Betül aniden doğruldu ve cebinden çıkardığı iki adet dondurmayı Çağlar’a uzattı. "Al bakalım, hayatın tatlı taraflarını kaçırmasana izin vermeyeceğim," dedi göz kırparak. Çağlar dondurmayı alırken Betül’ün parmakları parmaklarına değdi ve içinde bugüne kadar hissetmediği sıcak bir dalga yayıldı. O an anladı ki, bu çılgın kız onun eksik parçasını tamamlıyordu. Planların, kuralların ve monotonluğun ötesinde, hayatın spontane anlarında saklı olan o gerçek mutluluğu Betül sayesinde keşfetmişti.
Güneş tamamen kaybolup ilk yıldızlar gökyüzünde belirdiğinde, Çağlar hafifçe Betül’e döndü. Yüzündeki o sempatik ama kararlı tebessümle, "Bundan sonra tüm planlarımı senin çılgınlıklarına göre yapacağım," dedi. Betül kahkaha atarak onun omuzuna hafifçe vurdu ve gökyüzünü işaret etti. İki zıt karakter, o sonbahar akşamında kalplerinin aynı ritimle attığını, aşkın bazen en beklenmedik anda gelen deli dolu bir rüzgârla baslayabileceğini nihayet anlamışlardı.
Siz de kendi hikâyelerinizi oluşturmak ister misiniz?
Üye olun ve yapay zeka ile sadece birkaç dakikada kendi sesli hikâyelerinizi oluşturun!